KASYOT
Web sitemize hoşgeldiniz. Sitemizde üye yazar şair ve ozanlarımıza dair eserler, etkinlik ve haberler bulunmaktadır.

  • DOLAR
    $1.563,8300
  • EURO
    $0,4519
  • ALTIN
    $49.300,8500
  • BIST
    $185,0800
Mustafa Yaşar Dilsiz
Mustafa Yaşar  Dilsiz
yasardilsiz@gmail.com
Anneler ve Kızları – Röportaj
  • 0
  • 280
  • 25 Mart 2020 Çarşamba
  • +
  • -

Anneler ve Kızları – Her kız annesinin kaderini yaşar…

  • Belki de okurlarımızın birçoğunun ilk defa duyduğu ama tarzı ve aktarımı ile tanıdık bir üslupla yeni bir öykü kitabıyla okurla buluşuyorsunuz. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
  • Gazeteci ve iletişim kökenli bir birey olarak toplumun fısıldadığı hikâyelerin hamallığını yapan, onları okur kitlesine ileterek değerler öğretisi, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş mahalle kültürü, komşuluk ve dostluk, aramızdan sıradan insanlar üzerine kendince yazma çırağı bir edebiyat tutkunuyum. Aslında ben bir yazar değilim, aktarıcıyım… Bir nevi köprüyüm; dünün unuttuğumuz güzelliklerini heybesine tıkıp insan insan gezen bir seyyah dikkatiyle suskun çığlıklara tercüman olmak gayesiyle yazıyorum sadece… Ama en önemlisi kayda değer bir hikayesi olmayan yolda yanınızdan geçip gidiveren biri işte… Ben de başkalarının hikâyelerine odaklanarak kendimi gizliyorum bu hengâmede.
  • Nasıl başladınız yazmaya? Neden yazıyorsunuz?
  • Çok geveze bir çocuktum ben… Yalnız bir çocuk aynı zamanda… Kendi kendine konuşan yumurcaklardan. İlkokul çağına kadar bir Anadolu kasabasının kıyıcığında bir köyde büyüdüm. Etrafımda hep dedeler, neneler ve onların anlattığı mesellerle büyüyen bir çocuk olarak kendimce o zamanlar yatırımı yapmışım aslında. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum… Gazetecilik mesleğine ilgim, eğitimciliği bırakmamın da sebebi bu olmalı… Ben öğrenen olmayı sevdim hep, öğretmeyi haddim ve hakkım görmemekle birlikte artık gördüğüm, duyduğum her şeyi not alan biri olarak taştım sanırım… Ortaokul sıralarında yazdığım ve sanırım iki kalın kareli defteri dolduran bir romanla başladım desem kimse inanmaz… Son Tren… Sonra okulda açılan şiir, kompozisyon yarışmalarına katılırdım… Sanırım daha o yıllardan itibaren hayatım hep insan ve kitaplar arasında geçti… Ne bulduysa okuyan… Bir müddet sonra biriktirdiklerinizi aktarmak, paylaşmak arzusu doğuyor zaruri olarak. Aziz Nesin’lerle, Muzaffer İzgü, Gülten Akın, Oğuz Atay ile Yaşar Kemal, Ömer Seyfettin’lerle dostluk ettim. Sonuçta da başta da belirttiğim gibi öykü hamallığı miras kaldı sanırım bana…
  • Oldukça farklı bir üslubunuz var. Kahramanlarınızla hesaplaşma noktasına varan, olay örgüsünü bir satranç oyuncusu gibi sabırla oluşturarak sürekli şaşırtan bir anlatımınız var. Sizin tabirinizle bir öykücü olarak hikâyelerin tam da ortasında olmak, zamansızlık vurgusunun özel bir nedeni var mı?
  • Bizler kafası karışık bir nesiliz… Toplumsal olarak acılarımız, gizlerimiz, gizlediklerimiz, gelişigüzelliğimiz mesela… Öykücü de öykülerin bir parçası, kahramanlardan bir parça taşıyor kendinde. Mesela son yayınlanan Anneler ve Kızları’nda bu tür çok bariz… Çok basit hayatlar, sıradan, ünsüz ama kudretleri kocaman kadınların toplumsal değer yargıları ve değersizleştirilmiş varlıkları arasına sıkışmışlıklarına karşılık mücadelelerine ironik vurgular, kadınların travmatik faylarında gezinmelerin sonucunda elde ettiğim tespitlerle anlaşıldığının aksine aslında kahramanlarla hesaplaşma değil, toplumla yüzleşme, topluma çakma durumu var… Kadına şiddete, sosyal tacize, erken evliliklere, ruhsal depremler sonucu yanlış rotalara yelken açmaya karşı bir duruş aslında… Ama enteresan olan ne biliyor musunuz, kadına karşı şiddetin temelinde orantısız sevgi, dehşetli bir sahiplenme arzusu ve daha da önemlisi zavallı erkeklik var… İspat mükellefiyeti var. Yüzlerce cinayet davası dosyası inceledim, ifadeler okudum… Düşmanca öldüren yok; seviyor, çılgınlar gibi sahipleniyor ve yitirme korkusuyla ortadan kaldırıyor. Tıpkı bir eşya gibi… Hikâyelerin neresindeyim tam olarak kestiremiyorum ama biliyor musunuz o öykülerde yer alan tüm kahramanlar gün içerisinde yanımızdan geçip gidiveren birileri… Yaşayan, nefes alan, yaşamak zorunda olan… Her şeye rağmen… Zamansızlığa gelince… Zaman sadece insanın kendini oyalamak için uydurduğu bir palavra… İnsansı olan zamansızdır zaten, sınırsız ve ölçüsüz. Zaman hapsetmektir, hapsolmaktır… İnsanın kendine en büyük kötülüğüdür zamana uymaya çalışmak. Zamanla asla hiç işim olmaz…
  • Kara mizah çok öne çıkıyor öykülerinizde… Bazen bir kahramanın yaşam öyküsünde gülümseten detaylar giriveriyor araya… Mesela bir kedi, bir kuru yaprak, yağmurun yağması filan. Ama enteresan bir şekilde akıcılığa gizemli bir üslup katıyor sanki. Çok mu detaycısınız yaşamınızda da?
  • Neticede bir gazeteciyim, öykücülüğün pratik alanlarından biri olan bir meslek mensubuyum. Olayları anlatma, aktarma, renklendirme, dikkat çekici hale getirme. Manşet atma, haber atlatma… Detaylar olmadan bunu başaramazsınız mesela… Herkesin gördüğü değil, kaçırdığı noktadan yakalayarak enteresan bir öykü çıkar ortaya… Yoksa mahalledeki teyzelerden daha iyi bir öykücü görmedim ben… Ne yazık ki sektörde de bu teyze modelleri revaçta. Ama sanat kaygısı yok, sanata saygısı yok… Öyküler insana değil cüzdana dokunan öyküler… Yazmak için yazılmış, özensiz, emeksiz… Oysa okur değerlidir… Müşteri değildir. Okuyan ödüllendirilmelidir, hayatın olağan akışında gözünden kaçan detaylarla kitapta karşılaşan okur en büyük ödülü almıştır. Mesela ben çağdaşımız hiçbir öykücüde istediğim lezzeti alamıyorum. Düşünsenize, Balzac kaç defa okunur?… Neden dönüp dolaşıp yeniden Aziz Nesin’e, Yaşar Kemal’e uğranır? Çünkü onlar ustadır… Her çağda okursunuz, her çağa ses verir, her çağla çağdaştır. Çünkü bir felsefeleri vardır, bir kaygıları vardır. Her daim kuşatan anlatımları vardır. Bugün ise çalakalem, özensiz milyonlarca kitapçık var. Tabi değerli kalemler de yok değil ama o kadar kötü kitap var ki, okur aldatılıyor.
  • Bir de öykülerinizde başa dönüp bazı detaylara tekrar bakmak gerekiyor. Bu özel bir teknik mi? Yoksa sizin de bahsettiğiniz kafa karışıklığının bir yansıması mı?
  • Okurun da öyküye dahil olmasını, sorgulamasını, olayların akışında kendini aramasını arzuluyorum ve bilhassa kafalarının karışmasını istiyorum. Anlaşılmak kaygısının yansıması diyelim… Üzerinde düşündürmek, kurguda bazı kasıtlı kopuşlarla okuru “ben olsam…” dedirtmek düşüncesinden kaynaklı bir anlatım tekniği ya da… Ama sizin de dikkatinizi çektiğine göre maksat hasıl olmuş demektir.
  • Son kitabınıza gelirsek… Anneler ve Kızları demişsiniz… Bir de bir mottonuz var; “Her kız annesinin kaderini yaşar” Bir genelleme gibi duruyor ama size ait olduğuna göre bir derdiniz var demektir. Neyi kastettiniz?
  • Kastetmedim bilakis dikkat çekmek istedim… Bir öykücü genelleme yapmaz. Ama bu kitapta yer alan kahramanların ortak bir özelliği var; yetiştikleri aile ortamları, sosyal çevreleri, içinde bulundukları travmalar birbirinin kopyası sanki. Bu kitaba mahsus bir değerlendirme bu… Mesela Yanlış anahtar öyküsünün kahramanı Hamiş ve ablaları annelerinin yaşadıklarının tekrarı gibi… Hamiş’in kocası aydın ve yazar… Ama eğitimsiz babasından farksız… Dayak var, şiddet var, yararlanma, kullanma eğilimi var. Bu sosyal bir hastalık aslında; kadından kaynaklı, kadının yanlış tercihlerinden. Bir nevi öğrenilmiş çaresizlik. Garip bir bumerang bu yani, annelerinin yaşadığının birebir kopyasını yaşayan kızları anlattım bu kitapta. Hiç müdahale etmemeye özen gösterdim. Onlar gelip kendilerini anlattılar benim gözümden. Ben sadece kağıda döktüm. Ayrıca o tespit bana ait değil, ironik olarak o kapıdan girmek istedim bu defa da… Kader dediğimiz şey bizim kendi aptallıklarımızın sonucundan ibarettir yani… Birey olmaktan bir şey olmaya özenmenin sonucudur. Buna kader denmez… Bu düpedüz hataların sonucunda ortaya çıkan duruma kulp bulmaktır. Bu kadar basit.
  • Çok radikal…
  • Yok… Hakikat… İnsan kavramlar ve zaman hapishanesinde yok olmaya kendini mahkum etmemeli ve kaçmamalı kendinden bu kadar. Çünkü kaçtığı yerde karşısına çıkacak her ne olursa olsun kaderi değil kederi olur. Mücadelesiz, özensiz ve emeksiz bir yaşam olamaz ve bunlardan uzak kalarak varoluş iddiasında bulunmak sadece çocuksu bir arzudan ibarettir.
  • Bu güzel sohbet için teşekkürler.

 

Röportaj TEPEGÖZ DERGİSİ

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Sponsorlu Bağlantılar
reklam
Altıeylül escort Akhisar escort Didim escort Bodrum escort Afşin escort Kadışehri escort Çerkezköy escort Çayırlı escort Adana escort Adapazarı escort Afşin escort Adana masaj salonu Aliağa escort Odunpazarı escort Acıpayam escort Pursaklar escort